AYIN YAZARLARI
Kuralsız Edebiyat

KAPI EŞİĞİNDEN

 

Kâğıtsız yazı olur mu?

Oluyor, oldu bile, çoktan girdi dünyamıza kâğıtsız yazı, yerini açtı, genişletiyor. Yağma, talan peşinde bir istilâcı mı, kana susamış bir sömürgeci mi, yoksa yeni ve amansız bir emperyal düzenin akıllı silâhlarla donatılmış ordusu mu ekranın dibindeki dünyanın hakimi, bilemiyorum. Bildiğim, bir münafık olarak ona teslim olmakta gecikmediğim: Adıma kurulmuş bir sanal site, beşinci yılını dolduran bir tartışma grubu, indirilmesine izin verdiğim metinler, seyrek ya da sık katkıda bulunduğum ortamlar, herhangi bir arama motoruna künyem yüklendiği an beliren uçsuz bucaksız adres listeleri ¾ tutuk ve iştahsız davrandım desem kargalar güler.

Kim, hangi sesle gülerse gülsün, kâğıtsız yazının ortamıyla aramda bir mesafe olduğu kesin. Bilgisayar edineli onbeş yıl oldu; İnternet’e arasıra başvuruyorum; yazışmaktan çok haberleşmek için kullanıyorum ekranı; kopuk, kesintili, kısacası oldukça düzensiz takiplerim oluyor, gelgelelim bütün bunlar için günde ortalama on dakikadan fazla zaman ayırmıyorum, bilgisayarımı taşınabilir olmasına karşın taşımıyorum, o nedenle de günler boyu ekran yüzü görmeden pek güzel yaşıyorum.

Daha önemlisi: İşlerimi bilgisayarda yapmıyorum. Yardımcım temize çekiyor hâlâ, yazdıklarımı. Artık yakınımda olmadığı için, bir süredir düzeltilerimi kendim yapıyorum, ama o işlemi bile çıkış alıp gerçekleştiriyorum. Kitaplarımın sayfa düzeni, içyapısı ve gerektirdikleri pek düzayak sayılmaz; özellikle ‘resimli kitaplar’ımın sayfa üstünde çatısını oluşturmak için enikonu çaba harcarım, ne ki bütün bu ayrıntıları dolaylı yoldan çözerim hep, ekran önüne geçmeye heves duymam.

Her şey, öyleyse, şunu söylemek için: Kâğıtsız yazı olmaz! Otuzsekiz yıldır yazıyor, otuzaltı yıldır yayımlıyorum. Bu toplam süreyi kâğıt kalemle geçirdim, daktiloya da ısınamamıştım, bundan böyle de alışkanlığımı sürdüreceğimden hiçbir şüphem yok.

Kâğıtsız yazı, öncelikle erotik değildir. Yazmak, benim gözümde, hem gövdenin bütününü, hem de tenimi bağlayan bir fiil. Her şey temasla başlar içimde, hızlanır, harlanır: Kâğıda, kaleme dokunmazsam haz güdüsü geri çekilir, söner. Boş, beyaz kâğıt rahim bir alandır önümde, giz’li derinliğiyle beni çağırır ya da tetikler. Kâğıt seçen biriyimdir; yılların içinde yakından tanımaya çalıştım farklı türlerini, atölyelere ve fabrikaya gittim, kâğıt ürettirdim, seçkin ve pahalı örnekleri için hovardalık yaptığım oldu, her vakit ömrüm boyunca tüketemeyeceğim bir stoğun önümde arkamda beklemesine özen gösterdim, bu bana ölçülmesi güç bir güvence duygusu aşıladı.

Dileyen bu eğilimi bir sapkı, anlamsız bir sapkınlık türü sayabilir, yoruma karışılmaz. Kâğıdın bana sağladığı doyumun yanında bunun sözü mü olur?

Yazma aşamasında kalan bir ilişki değil, burada üzerinde durduğum. Yoksa, kime ne, nasıl neye yazıyor olmanızdan denilebilirdi pekâlâ. Gelgelelim, kâğıt tutkusu bu boyutlara eriştiğinde, yazılanın hangi koşullarda yayımlanacağı, dolayısıyla okunacağı da aynı estetik haz kaygısının pençesine düşer.

Yıllar, okur alışkanlıklarımı değiştirmedi: Kendi kitaplarımın basılışında, her zaman dilediğim kâğıt türünün kullanılmasını şart koşabilecek lüksüm olmadı belki; gene de, oldukça sık, yayıncılarımı ikna etme çabası içine girdim, kimi yayınevleriyle çalışmayı yeğlememde malzemeye duydukları ilgi ve saygının payı büyüktü ¾ bundan önemlisi, kitap alıcısı kimliğimin bir parçası olarak kaldı kâğıt seçiciliği: Hâlâ, özgün baskıyı cep baskısına yeğlerim.

Kimileri, biçimsel tasaların içeriğe ağır basışının öyküsünü okuyabilirler bu bağlanışta; seçkinci, gösterişçi, hafifletici yaklaşım sayacakların da sayısı az olmayabilir. Açıkçası: Bu yaşımda, okuyarak ve yazarak geçirdiğim bir ömrün şu aşamasında, vız gelir tırıs gider.

Kâğıtsız yazı, geridönüşsüz bir evrim halkası, bir uygarlığın geridönüşsüz sonunun miladî takviminin başlangıcı büyük olasılıkla. Bir nesne olarak Kitap, gelecekte kısıtlı bir yere sahip olacak besbelli; kimbilir, belki de ortadan kalkacak. Kâğıdın üretilmeyeceği, kâğıda gereksinme duyulmayacak bir çağın kapısından içeri attığımız ilk adımlar ola ki bunlar.

Bu geçişi görmeden çekip gitmek istemezdim buradan.

Bu geçiş tamamlanmadan gideceğim için kendimi şanslı sayıyorum.