AYIN YAZARLARI
Kuralsız Edebiyat

SÖZSÜZ

 
Sabah
 
Sükûnet

Kendi yansımalarını uzun uzun süzüyorlar. Yeşil gözlerde belli belirsiz bir hayret ifadesi –hani neredeyse bir kaş, belli belirsiz kalkacak… Ne bekliyorduk... Şu büyülü mekânda aynı, tek görüneceğimizi mi?

Ben de onları izliyorum. Perde aralığından loş odanın içine sızan sabah güneşi, çaprazlama uzanarak, içinde toz zerreciklerinin havada tembel tembel gezindikleri ışıktan bir duvar. Odada sanki bir projektör; ötesi sisli.

Suskunluğun, kımıltısızlığın gizemi bozulmasa…

O incecik duyargalarla bakışlarımı hissetmiş olmalılar... Tıpkı, kaleydoskopta nefes kesen –ama ancak kımıldamadığın sürece var olabilen, bir daha da asla yakalanamayacak– mükemmel renk ve desen buluşmaları gibi, birkaç saniyelik büyü bir anda dağılıveriyor ve bir sonraki slayt’a geçiyoruz: bakışlarımı bilgisayara yöneltiyorum – bu satırları yazma işine… 

Onlarsa aynanın önünden ayrılıp karşıma, balkonun açık kapısının önüne geçiyorlar usulca, yan yana; beni suskunluk ve ciddiyet içinde seyretmeye hazırlanıyorlar... 

Tam eşikte, sabah güneşinin tam içinde duruyorlar gene, omuz omuza, bakışları artık bende odaklanmış. Ben de bakışlarımı onlara dikiyorum. Neden gözümüzü birbirimizden ayıramıyoruz?..

Fazla yüz vermeye de gelmez. Bir sonraki imge, lütfen. Temizlik faslına geçiyorlar:

Kollar: Önceden defalarca provasını yapmış gibi, aynı anda sol kollarını yalamaya başlıyorlar; hareketleri benim için bir muamma – tam bir simetri mükemmeliyeti.

Sağ kollar da tamamlanınca, sıra ellerde - küçücük birer yumruk şekline getirilen ve birinin kurşunî, diğerininse pembe renkteki patiler: yumuşacık, yuvarlacık, kadife… Titizlikle, özenle yalanıyorlar. 

Eller bitti. Asla bozulmayan bir simetri içinde önce birbirlerine, sonra bana bakıyorlar. Ben de onlara bakıyorum.

Bedenlerinin dış hatları tüylü, ipeksi, ışıl ışıl; güneş, onları çepeçevre kucaklamış bir hâle…

Gaipten bir işaret almışçasına ve birbirinden habersizmişçesine her biri kendi boynunu, gövdesini yalamaya; sonra gene aynı senkronizasyonla –işte bu, en sevdiğim kısmı!– yüzünü temizlemeye girişiyor. Artık paklanmış olan o yumuk yumuk patiler, bilekler, kollar telâşsız bir ciddiyet içinde yeniden yalanıyor, gözler yumuluyor, nemli kollar yüzde gezdiriliyor... Minicik burunlar tekrar tekrar cilalanıyor, pembe diller tekrar tekrar görünüyor – bir faaliyet, bir faaliyet; hızları bile uyumlu.

Slayt değiştir: Gene bir işaret aldılar bir yerden: Ânda durup, Mısır’lı kedi tanrıça Bast pozunda dimdik, mağrur… birkaç saniye düşündükten sonra yüz yüze  dönüyor ve birbirlerini -sırt, kafa, kulaklar, hatta kulaklarının içine kadar- yalıyorlar, yalıyorlar, yalıyorlar…

Gene gizli bir işaret: Temizlik bitti. Gene kedi tanrıça pozunda, ‘hazırol’da duruyorlar karşımda –pür dikkat, beni incelemeye koyuluyorlar.

İçimden onlara bir şeyler söylemek geliyor... fakat işte o noktada takılıyor, tıkanıp kalıyorum. Düşünce suretinde bir şeyler zihnimden tül gibi uçuşuyor, geçiyor... Bakışlarımı bilgisayara tekrar yöneltirken, gözümün kenarında bir ân, belli belirsiz, başlarını halkalayan bir ışıltı görür gibi oluyorum - bir hâle?